YERLİ ENTELEKTÜELİN ROL VE KİMLİK BİLİNCİ

3/6/2007 ·

YERLİ ENTELEKTÜELİN ROL VE KİMLİK BİLİNCİ

 

-S. F. ÜLGENER, C. MERİÇ VE Ş. MARDİN’İN DÜŞÜNCELERİ EKSENİNDE-

 

 

            Batı dışı toplumlar, Batı’nın bilimsel ve teknolojik gelişiminden etkilenmiş durumdadır. Türk düşün dünyası da bundan payını alarak, yeni olanın inşasıyla, eski olanın karşılaşmasından kaynaklı gerilimi de yaşamaktadır. Bu süreçte Batı’nın kavramı olan entelektüel, kendine yer edinmeye başlamıştır. Türk entelektüeli denilince akla, kendi tarihsel gerçekliğini anlayan gelmektedir. Türk entelektüelinin ilk inşa edildiği dönemlerde, Batılı olan bu kavram, karşılığını ulemada bulmuş ve çelişkiler aslında bu süreçten itibaren başlamıştır. Entelektüel, Batının ekonomik, siyasal ve kültürel sorunlar yaşadığı bir dönemde, bu şartlara bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Oysa Osmanlı’da, millet sisteminde, ulemanın var oluş şartları bu şartlarla örtüşmemiş ve tam karşılığını doğallığında bulamamıştır. İlk Türk entelektüelleri, ulemadan çıkmış ve bu farklı şartlar üzerinden yükselen entelektüel kavramının, şahıslarınca hayata geçirilmesi sürecinde bir çok problem ortaya çıkmıştır. İlk göze çarpan, Türk entelektüellerinin artık, ne ulema olduğu, ne de Batılı anlamda entelektüel olabildiğidir.

            Ulus-devlet aşamasıyla beraber, yerli entelektüelin ilk olarak nerede ortaya çıktığının doğru bir şekilde saptanması için, Cumhuriyet rejiminin ilanı ve laikliğin kabul edildiği dönemi iyi bilmek gerekir. Çünkü bu süreçten itibaren modernleşme temel hedef olarak belirlenmiş ve ideal insan tanımı bu doğrultuda yapılmaya başlanmıştır. Bundan sonra entelektüel kavramı tartışmalarında, Türk entelektüellerinin yoğun çaba gösterdikleri görülmektedir. İlk göze çarpan isim S. F. Ülgener’dir. O’na göre entelektüelin Türkçe karşılığı aydın kelimesidir ve entelektüel kafasıyla iş gören ve geçinen kişidir. Ülgener’e göre tek bir entelektüel profili yoktur. O’na göre entelektüelin en önemli görevi, halkın sosyal ve politik tercihlerini etkileyerek, kültürel değişime öncülük etmek ve bu değişimi yaymaktır. O, entelektüelin rahatsız eden, kışkırtan yanına da vurgu yapar; ama Batılı anlamdaki kavramla temel çelişkisi, entelektüeli halkla beraber hareket eden olarak tanımlamasıdır. Oysa entelektüel toplumdaki tüm kurumların, örgütlenmelerin vb üstünde, yeri geldiğinde halka rağmen olandır. Ülgener, entelektüeli fikir ve ideolojileri yeniden inşa edebilen, onları gelecek nesillere taşıyabilen olarak görür. Ve Türk entelektüelinin en zayıf noktasını bu çerçevede ele alır. O’na göre Türk entelektüeli, fikirleri araştırırken derinleşememekte, onların üzerinden kelime oyunları yaparak kafa karışıklığı yaratarak ve insanların bu yüzeysel çaba sonucu kendilerini tanımlamaktan aciz kaldığını ve bu durum sayesinde halktan kopuk olduğunu söylemektedir. Yeni Osmanlılardan ve Genç Türklerden bu yana Türk aydını, bu elitist tavrını sürdüregelmiştir. Bunun temel nedeni ise, Türk aydınının toplumu, iradesi ve talepleri dışında değiştirebileceği ön kabulünde yatmaktadır. Türk entelektüeli, her hangi bir eleştiri ve sorgulamaya tabi tutmadan, dışarıdan kendisine verilen her türlü bilgiyi halka zorla dayatmıştır. Ülgener’e göre Türk aydınının kronikleşmiş temel hastalığı, içte, iktidara başkaldırabilirken, dışarıdan gelen dayatmaları olduğu gibi kabul etmesidir. Ülke içinde zaman zaman iktidara başkaldıran entelektüellerin, çoğu zaman da partilerle olan yakın bağları ve ideolojik aidiyetleri bağlamında, onları, yönetimin yanında yer alıp, halka karşı olmakla da suçlamıştır.

            C. Meriç, entelektüel kavramının temelini sofistlere dayandırarak, rahiplerle cisimleştiğini savunmuş, sonrasında filozofların, entelijensiya öncülüğüne bağlamıştır. O’na göre entelektüelleri özgürleştiren, matbaayı sağlayan ve ayrıca düşmanları olarak da ilan ettikleri kapitalizm olmuştur. Entelektüel ne kadar da sınıf aidiyeti olmayan şeklinde tanımlansa da, Meriç, entelektüeli sınıfları göz önünde bulundurarak da açıklama yoluna gitmiştir. Her zihinsel etkinlikte bulunana entelektüel denilemez. O’na göre entelektüelin en belirleyici özelliği, eleştiren yanı ve cesaretidir. Entelektüel  iktidarın karşısında onunla savaşandır. Taklitçi asla değildir ve yaratıcıdır. Gerçek entelektüel insanlık onuru için savaşır, devrimci bir karaktere sahiptir. Entelektüel, içinden çıktığı toplumun tutarlılığının teminatıdır. Bunu ise, ideoloji inşa edip, yaymakla sağlar. O’na göre Tanzimat öncesindeki ve sonrasındaki entelektüeller, birer taklitçidirler. Yerli entelektüel, düzenle hesaplaşması gerektiği yerde bunu yapmayıp, üstelikte dışardan verilen her şeyi halka dikte etmeye çalıştığı için aslında güçsüz ve tekrarlayıcıdır. Ayrıca Meriç, toplumsal patolojilerin kendini ilk entelektüelde gösterdiğini tespit etmiştir.

            Ş. Mardin’e göre, entelektüel ve aydın aynı anlamı karşılamamaktadır. Entelektüel daha çok, aklın rehberliğinde tüm sabilitelere kuşkuyla yaklaşandır. O’na göre Türk aydınına entelektüel denilmemelidir. Çünkü, Türk toplumu asla laisizmi ve rasyonalizmi içselleştirememiştir. Türk entelektüeli, aynı ulema gibi, Batılılaşmanın ideolojisinin inşası ve meşrulaştırılması için iktidarla beraber çalışmıştır. Geleneksel bilgi üreticileri kültürel taşıyıcı rolüne sahipken, modern bilgi üreticileri ise, böylesi kolektif bir tutum sergilememekte ve birey olmakla farklılaşmaktadırlar. Geleneksel bilgi üreticisi muhafazakarken, modern bilgi üreticisi, yıkıcı niteliğiyle ön plana çıkar.

            Türk aydını taklitçi, tekrarcı, muhafazakar ve itaatkar yanının yine Türk aydınları tarafından saptandığını belirten Mardin, bu entelektüelleri sosyal gerçekçi okul olarak tanımlar. Mardin’e göre Türk aydını sorumluluklarını özgür iradesiyle yerine getirmelidir. Özgürlük ihlali demek entelektüelin ihlali demektir.

            Sonuç olarak bu üç düşünür de entelektüelin kim olduğu ve özelliklede Türk entelektüelinin kim olduğu tartışmasında önemli tespitlerde bulunarak, Türkiye’de nasıl bir entelektüel tipine ihtiyaç olduğunun haritasını çizmişlerdir. Entelektüeli bir hakikat arayıcısı olarak değerlendirip, onun içinde yaşadığı toplumla olan aidiyetini inkar etmeden; ama entelektüel olmanın temel şartları olan, bir bütün olarak topluma öncülük edebilme, eleştirebilme, sorgulayabilme, iktidarla işbirliği içinde olmama, cesur ve muhalif olma gibi niteliklere sahip olması gerektiğini vurgulamışlardır.

Yrd.Dç.Dr. KENAN ÇAĞAN-ESER: ENTELEKTÜEL VE İKTİDAR

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz!Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »